Ana içeriğe atla

KUR”ÂN-I KERÎM Muhteşem Pedagoji Rehberi ve Kaynağı

KUR”ÂN-I KERÎM
Muhteşem Pedagoji Rehberi ve  Kaynağı
Hangi açıdan bakarsanız bakınız Kur”ân, bir çok bilim açısından incelense de neticede Allah tarafından okuması yazması olmayan Hz. Muhammed”e vahiy yoluyla gönderilen muhteşem bir pedagoji yani eğitim ve öğretim kitabı ve bir rehber ve yol göstericidir. Peygamber, bu kitapta bildirilen ahlâkî esaslara göre yaşamış, insanların da yaşamasını istemiş, onlara Allah tarafından bildirilen emirleri de hem tebliğ etmiş hem de açıklamıştır.
Öncelikle şunu belirtelim ki Allah, Âdem Peygambere çevresindeki varlıkların ismini öğretmiştir. Bu nedenle öğretmenlik için Tanrı mesleği denir. Onun bu mesleği bütün peygamberlerde de tezahür etmiştir. Bütün peygamberler birer öğretmen görevi yapmıştır. Hâliyle Hz. Muhammad de bu açıdan öğretmenlerin öğretmeni veya hocaların hocasıdır.
Özellikle Kur”ân, “Oku” emri ile başlamıştır. Düşünmemizi önererek yol göstermiştir. Neler üzerinde düşüneceğimizi, neleri aklımızla anlayacağımızı ve izah edeceğimizi  anlatmıştır. [1]
Bu nedenle Kur”ân”ın muhteşem bir eğitim-öğretim kitabı olduğunu ifade ediyorum. Çünkü Kur”ân, neleri yapacağımızı neleri yapmayacağımızı bildirir. Bu bildirimde kendi klâsik yöntemine göre  öğütler verir, örnekler gösterir, yapılacak ve yapılmayacak işler ile ilgili olarak ödül, ceza ve korku motiflerini kullanır. [2]
Kur”ân anlayışında Allah ile kul arasında bir ruhban sınıfı yoktur. Hıristiyanlarda görülen ruhban sınıfı kaldırılmıştır. Kul, Allah ile doğrudan yani aracısız temas ve ibadet halindedir.[3]
Allah, Kur”ân”da kendinden başka ilâh olmadığını, onun dışında putlara, insanlara veya tabiat varlıklarına tapınılmasını yasaklamıştır. Yardım ise ancak Allah”tan istenir.
Büyü, sihir, düğüm, muska gibi hurafeler tamamen yasaklanmıştır.
Kan davalarına son verilmesi tebliğ edilmiştir. Faiz, fuhuş haram kılınmıştır.
Kur”ân”ın toplumu oluşturan insanları bütünleştirici ve birleştirici bir kitaptır. İnsanları iyiye, doğruya, güzele davet eder, kötülükten, çirkinlikten ve yanlışlardan korumaya çalışır. Kur”ân; iyi ile kötü, sevap ile günah, cehennemle cennet, dostla düşman, yararlı ile zararlı, ödül ile ceza, savaş ile barış arasında insanları tercihte kendi iradeleri ile hareket etmelerini önerir. [4]
Özetle
Oysa İslâm reformu bölümünde söz edildiği gibi yeni bir dünya kurmak (reform yapmak) isteyen İslâmiyet, “oku” emri ile başlayıp, “düşünme”yi ve “aklı” öne almayı önermiş, “Hiç, bilenle bilmeyen bir olur mu?), “İlim, Müslüman”ın yitiğidir, nerede bulursa alsın.”, “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”, “İlim Çin”de olsa bile git öğren.” İsraf haramdır.”, “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahret için çalış.”, “İsraf haramdır.” Ve dinin esas manasında olan sulh ve huzur içinde “Müslüman, Müslüman”ın kardeşidir.”, “Adaletle hareket ediniz.”, “Size saldırı olmayınca savaşmayınız.”, “Senin dinin sana, benim bana.”, “Meşveret ediniz.”, “Alimin mürekkebi şehidin kanı gibidir.”  gibi bilim, din, ahlâk, ekonomi, demokrasi ve lâiklik sosyal ve siyasal ilişkiler gibi pek çok alanda insanlara ışık tutmuş yol göstermiş ise de bu ışık, bu reform meyvelerini ancak 10-12. asırda vermiş ve parlamıştır.
Bu anlamda Kur”ân gerçek bir reformist kitaptır. Zira önceki suhufları ve kitapları doğrulamakta ve bunlara, insan hayatına yararlı olacak yeni kavramlar getirerek zenginleşmesini sağlamıştır. Yani bu kitap, başlı başına orijinal değildir. Âdem peygamberden başlayarak her peygambere bir bölümü açıklanmış olan temel değerler, Kur”ân ile zirveye ulaşmış ve son nokta konulmuştur.
Kur”ân, esasen insan yaşayışına ve düşüncesine yeni bir format atan gerçek bir reformist kitaptır. [5]  Bu anlamda yalnız din konularına değil bilime, insan haklarına, insanlar arasındaki eşitliğe ve saygıya, herkesin kendi inancında olmasına yani lâikliğe ve adalete önem veren bir anlayış oluşturmayı amaçlamıştır.




[1] Okumak nadir? Neyi okuruz?
“Okumak” çok geniş bir kavramdır. Bütünüyle bakıldığında okumak, yalnız bir yazıyı okumak anlamında değildir (Kur”an”ı yüzünden okumak gibi. Bu, okumak değil yazıyı seslendirmek olur, anlama bakımından bir değeri yoktur.) Okumak, neticesi ve amacı itibarı ile anlamak demektir. Okumak, kitaplar okumak anlamında birikimler kazanmaktır. Bu birikimler ise aklı, bilme götürür. Buna göre okumak, aklın bilim yolunu bulmasıdır. Kur”an”ın amaçlarından biri de budur. 
Allah birçok konuyu açıkladıktan sonra “Düşününüz, akıl ediniz” derken insanları, hayvanları, tabiatı anlayınız anlamına da gelir okumak. Okumak sözü, esas itibarı ile anlatabilecek düzeyde “anlamak” ve “anlama ötesi” bir kavramı da ifade eder. Anlaşılmayan bir okuma, sadece seslendirmek anlamına gelir ki, bunun da insan hayatı için hiçbir anlamı yoktur ve olmaz. Okumak, manayı okumaktır ve okunanı yahut okuduğunu veya dinlediğini anlamak, anladığı gibi davranmaktır. Kur”an, Arapça olduğundan, Arapça bilmeyen biri için kitapta geçen sözcüklerin, tamlamaların, cümlelerin oluşturduğu ayetlerin bir anlam ifade etmediğinden okumuş olunmaz, sadece seslendirilmiş olur. Kur”an”ı anlamak için sıradan bir Arapça bilmek de yeterli değildir. Okuyucunun sosyoloji, hukuk, eğitim, ekonomi gibi birçok bilim dalında terminolojiye sahip olmak gerektiği gibi Arapça eş anlamlı, eş sesli, deyim gibi sentaks ve semantik bakımından da zengin gramer bilgisine sahip olmak gerekir. Bu nedenle farklı farklı tercüme ve mealler yerine geniş bir bilim heyeti tarafından hazırlanacak meal ve tercüme ülkenin her yanında tek kitap olarak okunmalıdır. Nitekim bu satırların yazıldığı günlerde bir röportajda yaşlı, genç, çocuk 25 kadar kişiye her gün beş defa dinledikleri ezan sözlerinde de geçen “şahadet kelimesinin anlamını söylemesi” istenmiştir. Hemen hepsi “Ben Müslümanım, bilmiyorum.” cevabını vermiştir. Buna benzer başka röportajlar da izledim. Bu durum bile dinî terminolojinin ana dilimizde öğretilmesi gerektiği gayet açıktır. Zira insanlar Arapça dua ederken bile âmin dedikleri sözlerin anlamını bilmemektedir.
[2] “Kendi klasik yönteminden maksat, Kur”ân”ın bizzat vazettiği ve insanları yönlendirmeye ilişkin yöntemler kast edilmektedir.
[3] Buna göre dua Allah”a yapılır, ancak Allah”tan yardım istenir. Bunun dışında mezardan, şeyhten, şıhtan, tarikat reisinden, hacıdan hocadan yardım istenmez.
[4] Daha önce anlatılan bazı milletlerin anlayışındaki iyilik ve kötülüğün savaşı, burada da görülmektedir. Bu, Kur”an”ın onlardan esinlendiğini izah etmez. Ancak o milletlerin, zamanlarında veya öncesinde gelen peygamberlerin esası İslâmiyet olan din anlayışına dayandığını düşünüyorum
[5] Ömrüm yeterse veya ilgilenen olursa bir “Kur”ân Pedagojisi” yazılması gerektiğine inanıyorum. Bu inancım en az yirmi yıllık hayalimdir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

JAN AMOS COMENİUS (1592-1670)

JAN AMOS COMENİUS (1592-1670) Döneminin önemli düşünürlerinden biridir. Önemi ise, birçok fikrinin günümüzde bile uygulanabilir olmasıdır. Lâtince ve ilahiyat tahsil etmiş. Eğitimdeki aksaklıkları görmüş ve düzeltmek istemiştir. Birçok ülke ve şehir dolaşmış, birçok okulda öğretmenlik ve hayatının son döneminde papazlık yapmıştır. Bacon, Ratka ve Vives”in etkisinde kalmıştır. İngiltere”, İngiliz okullarını ıslah etmek üzere davet edilmiş, burada bütün bilimleri bir araya toplayacak bir ansiklopedi (pansofi) yazmak istemişse de başarılı olamamıştır. “Comenius, muhtelif işlerde çalışmış ve muhtelif problemler üzerinde kafa yormuştu. İlk önce papaz sıfatıyla mezheplerin ortadan kaldırılmasına gayret etmişti. Mezhep savaşları ile Avrupa”nın tam bir sefalete ve fakirliğe düştüğünü gören Comenius, bu işin çok önemli olduğuna kanaat getirmişti. Fakat sakin bir hayat yaşayamadığı ikide birde göç etmek zorunda kaldığı için bu idealini gerçekleştirmeye muvaffak olamamıştı.  Bereket ...

MONTAİGNE"nın eğitime ilişkin görüşü.

MİCHEL MONTAİGNE  1533-1592 Fransız edibi ve Rönesans filozofu. Görüşlerini dilimize de çevrilen Denemeler (Essais) adlı eserinde toplamıştır. Denemeler isimli bu eser dilimize çevrilmiştir. “Denemeler isimli eserinde hayata yakın ve çocuğun tabiatına uygun bir eğitim tarzını savunmuş, devrinin Latin okuluna ve bu okulda uygulanan korkunç ezberciliğe, ölü bilgilere ve otoriteye dayanan sert ve katı eğitim anlayışına karşı çıkmıştır. [1] “Bunun yerine serbest şekilde karşılıklı konuşmayı öğretim metodu olarak tavsiye etmiştir. Buna rağmen o da eski dillerin öğretilmesinden vaz geçmemiş, yalnız canlı mükâleme alıştırmalarıyla basitleştirmelerini ve kolaylaştırmalarını istemiştir. [2] Beden eğitiminin eğitsel değerini bilhassa belirtmiştir. Aile ocağını çocukların eğitimi için elverişli bulmamakta, hakiki terbiyenin eğiticilerle çocukların bir arada bulunmaları sayesinde mümkün olabileceğini ileri sürmüştür” (R.G. Arkın, s.318). “Eserinin yirmi beşince bölümünde, köksüz ve ...

Medeniyeti oluşturan unsurlar

Medeniyeti oluşturan unsurlar Bugün ulaştığımız medeniyet seviyesine ulaşmamız en başından itibaren 70-80 bin yıllık insanlık macerasının eseridir. Medeniyetin oluşturulmasında insanın iç ve dış dünyası olmak üzere iki ana unsurdan söz edebiliriz: İç dünya unsurları: zekâ/akıl ve içgüdüler Bu maceranın en başında konuşma anlamında dilin oluşmuş olması gelir. Tabiîdir ki dilin oluşması için insanın doğuştan getirdiği aklını/zekâsını kullanabilmesi gerekir. [1] İnsan ve diğer canlılar doğarken zekâ ile birlikte içgüdülerle ve reflekslerle de donatılmıştır. Refleksler, bir canlının hayatını devam ettirebilmek için kullandığı bilinçdışı davranışlardır. Canlının kendini koruması yönünde etkinliği vardır. Başka bir söyleyişle canlıyı tehlikeye karşı koruyan bilinç dışı etkinliklerdir. Bunlar öğrenilmez ve hatta eğitilemez. İçgüdüler de doğuşla gelir ve kişiyi amaçlı ve bilinçli etkinliklere yöneltir. İçgüdülerin en temel özelliği insanlarda ve bazı hayvan türlerinde eğitileb...