Ana içeriğe atla

ORTA ÇAĞ ÖNCESİNDE AVRUPA”DA EĞİTİM


ORTA ÇAĞ ÖNCESİNDE AVRUPA”DA EĞİTİM

Buraya kadar, ilk çağ ve orta çağ gerek Yunan ve gerekse İslam ülkelerinde eğitim anlayışı ve uygulamaları üzerinde durulmuştu. Bu bölümde Hıristiyanlığın doğuşundan Haçlı seferlerine kadar olan dönem içinde Avrupa ülkelerindeki eğitim durumuna göz atılacaktır. Çünkü eğitim anlayışı ve Rönesans ve reform hazırlıkları bakımından Haçlı seferleri bir dönüm noktası olarak görülebilir.
Her yeni din veya inanç ortaya çıkmasıyla birlikte, ilkelerini ve ibadet esaslarını öğretmek, yaymak ve geliştirmek için eğitim etkinliklerine ihtiyaç duymuştur. Eğitim etkinliklerine dayanmayan bir dinin veya inancın yayılması ve genişlemesi hatta gelişmesi düşünülemez.
Hıristiyanlığın doğuşu Peygamber Hz. İsa”nın çarmıha gerilmesiyle kanlı olmuştur. Onun getirmek istediği dini havarileri dört bir yana dağılarak yaymışlar ve bunda da muvaffak olmuşlardır.
Hıristiyanlığın temel anlayışında insanlar, İlk yaratılan Hz. Adem”in günah işlemesinden dolayı, günahkar olarak doğarlar ve bu günahtan arınmak için bebekler vaftiz edilerek Hıristiyanlık dinine girmiş kabul edilir. Bu anlayış günümüzde de devam etmektedir.
Kilise; Müslümanlarda caminin olduğu gibi Hıristiyanlığın hem ibadet hem de bir eğitim merkezi konumundadır. Kilise, yani papazlar zamanla öyle güçlenmiştir ki krallar üzerinde baskı kurmuş ve devlet yönetiminde söz sahibi olmuştur. Haliyle eğitim üzerinde de etkili olmuştur.
Tarihî vak”aları ve yaşanmışlıkları değiştiremeyeceğimize göre, bu konuda ciddi çalışmalar yapmış olan merhum H. Fikret Kanat”ın Pedagoji tarihi adlı eserinden yararlanmaya çalışacağız. Yani keşfedilmiş şeyleri yeniden keşfetmenin zaman kaybından başka bir şey olmadığını düşünüyorum.
Kanat”a göre (1963),[1] “Hıristiyanlığın doğuşundan beri Hıristiyanlar arasında iki zıt anlayış hâkim olmuştur. Bir kısmı dünya işlerinden el çekmeyi, dünyaya bağlanmamayı, bir kısmı ise hayat içinde iyi bir Hıristiyan olmayı öngörüyordu. Birinciler dünyadan uzaklaşarak bir köşeye çekilmek olarak anladığı halde ikinciler, insanların fena kuvvetlere karşı savaşarak Tanrı”ın iyi bir kulu olmaya gayret etmeleri gerektiğini ileri sürmektedir.
Bu iki zıt anlayış Yunan ve Roma eğitimine ve kültürüne, edebiyat ve güzel sanatlarına karşı da kendilerini duyurmuştur. Bir kısmı eski eserlerde, bilhassa Yunan ve Roma edebiyatında dini duygulara aykırı fikirleri öne sürerek Yunan ve Roma kültürüne karşı kayıtsız kalmayı tabii buluyordu. Diğerleri ise filozoflar sayesinde bilhassa Eflatun”un yardımıyla Tanrı”ın gerçekliği hakkında elde edinilen bilgileri öne sürerek eski bilimlerden ve felsefeden yararlanmayı lüzumlu buluyorlardı. [2] Hıristiyanlar ayrıca kendi tezlerini doğru olarak anlatabilmek için Romalıların ve Yunanlıların dilini (Latinceyi) öğrenmeyi faydalı buluyorlardı.
İlk Hıristiyan okulları İskenderiye, Antakya ve Odesa”da açılmıştır. Bu okullarda din bilimi yanında başka bilim dallarında da öğretim yapılırdı. Hıristiyan okullarının azlığı sebebiyle papaz adayları Hıristiyanlığı kabul etmemiş olan başka ülkelere giderek eğitim görürlerdi. [3]
Cermenlerin Roma”yı işgal etmişler ve buradaki okulları tamamen tahrip etmişler, kalanlar da kapatılmıştır. Ancak kiliselerde eğitime devam edilmiş, papazlar ve halk, işgalci Cermenleri yavaş yavaş Hıristiyanlaştırmışlardır. Bunun sonucu olarak okullar yeniden açılmıştır. Yıllar içinde, büyük acılar sonucu Roma, çok tanrılı dinlerini terk edip tek tanrılı  Hıristiyanlığı tek din olarak kabul etmiştir.
Kiliselerde verilen eğitim giderek sürekli hale geldi. Bazı kilise okullarından bazılarına yedi yaşındaki çocuklar yatılı olarak alındı,  bunlara dini bilgiler yanında Lâtince de öğretildi, böylece bu dil hem din hem de bilim dili haline getirildi.
7. asrın ortalarına doğru okulların sayısının artırılması ve kiliseye bağlanması görüşleri ortaya atılmaya başlandı. Yine aynı asırda kral Büyük Şarl, eski Roma”nın tekrar parlak devrini yaşatmak için çaba gösterdi ve devletin sınırları içinde herkesin tanrısına kendi ana dillerinde dua etmelerine izin verdi. Ayrıca okullarda din eğitimi verilmesini sağladı. Bu okullarda okuma yazma, Latince, şarkı, ilahiler öğretilmesine başlandı. Latince resmî dil olarak kabul edildi. Bu dönemde mantık, aritmetik ve astronomi, musiki, dilbilgisi, güzel konuşma-hitabet, şiir ve ahlakî değerler de önem kazanmaya başladı, Kitap olmadığı için bu bilgiler daha çok çocukların ezberlemelerine dayanıyordu. Bu nedenle öğretim oldukça zor oluyordu. Öğrencilerin zorlanmalarından dolayı öğrenmeleri güç oluyordu, öğrencilerin öğrenmelerini sağlamak için dayak, açlık, hapis gibi cezalar veriliyordu. Okullar yalnız dinî bayramlarda tatil oluyordu.
Kilise okulları ve öğretmenler başpapaz tarafından yönetiliyordu. Başpapazlara diğer okulların teftişi, öğretmen ataması, görevine son verilmesi gibi yetkiler de verilmişti.
Bu uygulamalar Avrupa ve İslâm ülkelerinde cereyan eden Haçlı seferlerine kadar pek değişiklik göstermeden devam etti.”



[1] Özetlenerek alınmıştır. 242
[2] Yazar “Allah” sözünü kullanmıştır, ancak bu anlamda Hıristiyanlar bu sözü kullanmadıkları için Tanrı olarak ifade edilmiştir.
[3] Yukarıda Endülüs konusu işlenirken bu konuda örnekler de gösterilmişti. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

JAN AMOS COMENİUS (1592-1670)

JAN AMOS COMENİUS (1592-1670) Döneminin önemli düşünürlerinden biridir. Önemi ise, birçok fikrinin günümüzde bile uygulanabilir olmasıdır. Lâtince ve ilahiyat tahsil etmiş. Eğitimdeki aksaklıkları görmüş ve düzeltmek istemiştir. Birçok ülke ve şehir dolaşmış, birçok okulda öğretmenlik ve hayatının son döneminde papazlık yapmıştır. Bacon, Ratka ve Vives”in etkisinde kalmıştır. İngiltere”, İngiliz okullarını ıslah etmek üzere davet edilmiş, burada bütün bilimleri bir araya toplayacak bir ansiklopedi (pansofi) yazmak istemişse de başarılı olamamıştır. “Comenius, muhtelif işlerde çalışmış ve muhtelif problemler üzerinde kafa yormuştu. İlk önce papaz sıfatıyla mezheplerin ortadan kaldırılmasına gayret etmişti. Mezhep savaşları ile Avrupa”nın tam bir sefalete ve fakirliğe düştüğünü gören Comenius, bu işin çok önemli olduğuna kanaat getirmişti. Fakat sakin bir hayat yaşayamadığı ikide birde göç etmek zorunda kaldığı için bu idealini gerçekleştirmeye muvaffak olamamıştı.  Bereket ...

MONTAİGNE"nın eğitime ilişkin görüşü.

MİCHEL MONTAİGNE  1533-1592 Fransız edibi ve Rönesans filozofu. Görüşlerini dilimize de çevrilen Denemeler (Essais) adlı eserinde toplamıştır. Denemeler isimli bu eser dilimize çevrilmiştir. “Denemeler isimli eserinde hayata yakın ve çocuğun tabiatına uygun bir eğitim tarzını savunmuş, devrinin Latin okuluna ve bu okulda uygulanan korkunç ezberciliğe, ölü bilgilere ve otoriteye dayanan sert ve katı eğitim anlayışına karşı çıkmıştır. [1] “Bunun yerine serbest şekilde karşılıklı konuşmayı öğretim metodu olarak tavsiye etmiştir. Buna rağmen o da eski dillerin öğretilmesinden vaz geçmemiş, yalnız canlı mükâleme alıştırmalarıyla basitleştirmelerini ve kolaylaştırmalarını istemiştir. [2] Beden eğitiminin eğitsel değerini bilhassa belirtmiştir. Aile ocağını çocukların eğitimi için elverişli bulmamakta, hakiki terbiyenin eğiticilerle çocukların bir arada bulunmaları sayesinde mümkün olabileceğini ileri sürmüştür” (R.G. Arkın, s.318). “Eserinin yirmi beşince bölümünde, köksüz ve ...

Medeniyeti oluşturan unsurlar

Medeniyeti oluşturan unsurlar Bugün ulaştığımız medeniyet seviyesine ulaşmamız en başından itibaren 70-80 bin yıllık insanlık macerasının eseridir. Medeniyetin oluşturulmasında insanın iç ve dış dünyası olmak üzere iki ana unsurdan söz edebiliriz: İç dünya unsurları: zekâ/akıl ve içgüdüler Bu maceranın en başında konuşma anlamında dilin oluşmuş olması gelir. Tabiîdir ki dilin oluşması için insanın doğuştan getirdiği aklını/zekâsını kullanabilmesi gerekir. [1] İnsan ve diğer canlılar doğarken zekâ ile birlikte içgüdülerle ve reflekslerle de donatılmıştır. Refleksler, bir canlının hayatını devam ettirebilmek için kullandığı bilinçdışı davranışlardır. Canlının kendini koruması yönünde etkinliği vardır. Başka bir söyleyişle canlıyı tehlikeye karşı koruyan bilinç dışı etkinliklerdir. Bunlar öğrenilmez ve hatta eğitilemez. İçgüdüler de doğuşla gelir ve kişiyi amaçlı ve bilinçli etkinliklere yöneltir. İçgüdülerin en temel özelliği insanlarda ve bazı hayvan türlerinde eğitileb...