FRANÇOİS FENELON (1651-1716)
Fransız pedagogları arasında yer alan Fenelon”un esas mesleği papazlıktır.
Kanat”a göre s. 286,“Kadın eğitimi hakkındaki fikirleriyle tanınmıştır. O, çocuğun eğitilmesinin beşikten itibaren başlanmasını, eğitim sırasında tecessüsle taklitten geniş ölçüde faydalanılmasını, hikâyelerle ve efsanelere önem verilmesini, eğitim ve öğretimin eğlence ile beraber yürütülmesini, derslerin hürriyet ve sevinç içinde geçmesini okul disiplinin saygı ve sevgiye dayanmasını istemiştir. Ve ben, birçok çocuk gördüm ki okumayı oynayarak öğrenmiştir, der” (Arkın, 142).
Kanat”ın anlattığına göre Fenelon, bir kontun kızlarının eğitimi üzerine almış ve buradaki izlenimlerini ve gözlemlerini yazmıştır. Daha sonra Burgonya prensine öğretmenlik yapmıştır. Bu arada prense anlattığı masalları da yayınlamıştır.
Fenelon, Kralların Görevleri Üzerine Vicdanın İncelemesi eserini yazdı.
“Fenelon, beden eğitiminde çocuğun tabiatına zıt gitmemeyi, arzularına uyarak çocuğa neşe ile beden hareketleri yaptırmayı tavsiye ediyordu.
“Öğretimde de çocuğun gelişimine engel olmayan bir metot kullanmayı uygun buluyordu. Ona göre ruha giren her izlenimin ve etkinin haz ve acı ile ilgisi vardır. Çocuk, acıdan kaçar ve hoşlandığı şeyi yapar. Bunun için öğretimin ve eğitimin hazlı, zevkli olması lâzımdır. Bu da eğitime oyunla başlamanın lüzumlu olduğunu gösterir. Sonra çalışma ve dinlenme o şekilde olmalı ki, çocuk birinden diğerine geçerken herhangi bir zorluk duymamalı, yani çalışma onun için bir nevi eğlence, bir nevi oyun olmalıdır.
“İlk zamanları öğretime sistemli bir şekilde başlamamalı, çocuğun ruhuna uygun gelecek bir öğretim metodunu uygulamalıdır. Bu da bilhassa hikâye ve masalla olur.
“Çocukları somurtkan ve neşesiz insanlarla ilişkide bulundurmamalıdır. Onlar daima açık kalpli ve neşeli insanlar arasında yaşatılmalıdır. Uslamlamaya ve düşünmeye yavaş yavaş girmelidir. Eğitimde övme ve mükâfat mümkün mertebe az olmalıdır. Mükâfat hiçbir zaman maddî şeyler olmamalıdır. Zira bu gibi şeyler çocuğun karakterine kötü etki yapar. Aklı ve uslamlamayı kuvvetlendirmeyen, hayatta pratik bir faydası olmayan bilgi çocuk için ikinci derede önemli sayılmalıdır.
Fenelon”un kızlara uyguladığı eğitim şekli de çok basittir ve erkek çocuklar gibi aynı amacı kovalar. Onun üzerine fazla durduğu noktalardan biri din eğitimidir. Çocukların fikirlerini açmak ve onlara dini gerçekliklerin yolunu göstermek, dini eğitimin ana işlerinden biridir. Bunda çocuğun görgüleri ve yaşamaları ön plânda gelir.
“Fenelon daha o zaman kadınların hukuk bilgisi edinmelerini uygun bulmakta idi. Kızlar, şımarık büyütülmemeli ve onları kibirli yapmamalıdır. Kız, alçak gönüllü ve utangaç olmalıdır. Kızların asıl öğrenecekleri şeyler okumak-yazmak ve biraz da aritmetiktir. Kral ailesine mensup olanlar İspanyolca ve İtalyanca öğrenmelidir. Diğer sınıfların kızlarına ve kadınlarına kilise dili olan Lâtince öğretmek iyidir.
“Önemli noktalardan biri de kızların hizmetçilere karşı ne şekilde hareket edeceklerini bilmeleridir. Şiir ve hatiplik ancak çok zekî ve yetenekli kızlara yaraşır. Kızlar roman ve gülünç kitaplar yerine tarih ve bilhassa klâsik tarih öğrenmelidir. Resim ve musikide biraz çekingen davranmalıdır. Mamafih resim kızlara faydasız değildir. Zira resim kızlarda noksan kalan iyi zevki geliştirebilir. Diğer önemli bir mesele de kızlara sınıflarına uygun veya ileride yaşayacakları hayata uygun bir eğitim verilmelidir.”
Fenelon, başta Jhon Locke olmak üzere Alman eğitimcilerini etkilemiştir.
[1] Burada “otorite” sözünden alanında uzman ve otorite kabul edilen kimselerin fikirlerinin tartışmasız kabul edilmesidir. Özellikle skolastik anlayış.
[2] Mükâleme (söz etme, konuşma), burada karşılıklı konuşma, tartışma, soru sorma ve cevap verme anlamında
[3] Kanat, eserinin birçok yerinde “eğitken” sözünü kullanmıştır. Bu söz kitabını yazdığı yıllarda “eğitmen” veya “pedagog” yahut “özel öğretmen” anlamında kullanmıştır diye düşünüyorum. Bu gün bu söz kullanılmamaktadır.
[4] Bu kitabın yazarı; bu anlayışa tamamen karşıdır. Zira bu kitaba aldığım bütün görüşlere katıldığım anlamına da gelmez. Öneminden dolayı açıklama yapma ihtiyacı duydum. “Dil Psikolojisi” adlı kitabımda; dil, ahlâk, hak, muaşeret, iş hayatına yönelme gibi başlıca değerlerin aile ortamında verilmesine taraf olduğunu izah etmiştir. Ayrı ve özel bir öğretmen- eğitken dahi aile ortamının verdiği değerleri veremez, ancak o da okulun yapmak istediğini yapar. Okulun yapmak istediğinden farklı olarak yabancı dil, matematik, hitabet gibi beceriler kazandırabilir. Çünkü bu gibi değerler, aile ortamında bilinçaltı etkinlikler ve doğal hayat ortamında edindirilir. Okulda ise edinilen bu gibi değerlerin sözle ve yazı ile anlatımı yani bilişsel düzeyde öğretimi verilir. En başta pedagoji kavramı açıklanırken, esas eğitimin 0-12 yaşlarında yapılabileceği açıklanmıştı. Bu sürenin içinde çocuğun yaklaşık 5-6 yıllık okul hayatı olmakla birlikte aile eğitimi adeta bir fırsat eğitimi gibi 12-13 yaşlarına kadar devam ettirir. Okul, bu eğitimi öğretim yoluyla açıklar ve destekler ve bilinçli hâle getirir.
[5] Konunun bütünlüğü bozulmasın diye, aynı kitabın 284. sayfasında Montaigne”nın Yunancayı nasıl öğrendiği açıklanmaktadır. Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere Montaigne kendi öğrenme şeklini umumileştirmek istemektedir. Önce yazıyı okuyalım: “Çocuklar için en önemli dil, anadili ve komşu milletlerin dilleridir. Bu dillerin yardımıyla inan, hayata atılınca birçok yaşama zorluklarını yenebilir. Eğer mutlaka Latince ve yunanca öğrenilecekse onu, anadilinde olduğu gibi konuşmakla elde etmeye çalışmalıdır. Montaigne2nin öğretmeni kendisiyle ilk yaştan itibaren Lâtince konuşmaya başlamıştır. Hatta ailesi arasında hizmetçiler bile onun yanında Lâtince konuşmakta idiler. Yunan dilinin ilk kuralları ve temelleri ona oyun tarzında öğretilmişti. Yunanca kendisine o derece sevdirilmişti ki, Yunancayı öğrenmekte devam ederken hiçbir baskı altında kalmadığını kendisi itiraf etmektedir. Bu öğretim metodu sayesinde Montaigne, yedi yaşında yunanca eserleri severek okumakta idi.” Dil bilen hizmetçileri ve özel öğretmeni olduğuna göre aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Dil öğrenmesinde ise bir yaşından itibaren doğal dil öğrenme çevresi oluşturulmuştur. Hâliyle bu başarı yalnız öğretmenin başarısı değildir. Yukarıdaki ifadeler kendisi için doğrudur ama her aile bu imkâna sahip değildir. Ancak bu itiraf, bir yabancı dilin nasıl öğrenileceğine ilişkin bir yöntemi ifade etmesi bakımından önemlidir.
[6] Burada sözü edilen “özel eğitim”, bugünkü anlamda engelli çocukların eğitimi değil, bir veya kaç öğrencinin bir öğretmen tarafından öğrenim yaptırıldığı normal çocukların öğretimidir. Yunanlıların pedagog, Osmanlılarda lala veya dadı olarak adlandırılır.
[7] Bu fikirler bize Montaigne”nın halkı değil daha ziyade Fransa”nın zengin ailelerini göz önünde bulundurduğunu gösterir. Bundan iki yüz yıl sonra gelen ve Montaigne gibi bireyci olan Rousseau da aynı fikirlere rastlanmaktadır (Kanat. B.283)
[8] Plutarkhos, Önemli eseri Etik”tir. Zamanın ve önceki dönemin kahramanlık hikâyelerini yazmış, ayrıca Romalı ve yunanlı devlet adamlarını ve düşünürlerini karşılaştırarak paralel olarak incelemiştir. Onların yaşadığı ve yaşattığı olayları anlatarak okuyucuya ahlâk dersi vermek istemiştir. “Roma”da okul açarak felsefe, edebiyat ve tarih okutmuş ve çocukların Eğitimi adlı bir kitap yazmıştır. Aile eğitimine bilhassa kız çocukların okutulmasına önem verilmesini istemiştir. Fazileti, eğitimin amacı olara kabul etmekte, fikrin terbiyesini savunmakta idi. Ona göre ruh, doldurulması gereken bir kap değil, ısıtılmağa mahsus bir ocaktır” (Arkın, 410). Plutarkhos bu kitabında birçok olay anlatmıştır. Bu olaylar, Ayşe Sina tarafından incelenmiş, Tarih İncelemeleri dergisi, Aralık 2009” da yayımlanmıştır. Sözü edilen bu olayların hikâyesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder