Ana içeriğe atla

RETİCHUS (RATKE) WOLFG (1571-1635)

RETİCHUS (RATKE) WOLFG (1571-1635)
Ratke, Alman olup tanrıbilim öğrenimi gördüğü üniversiteyi bitirdikten sonra seyahate çıkmıştır.
“İngiltere ve Fransa”da okulların düzeltilmesi fikri daha ziyade filozoflardan geliyordu. Almanya”da reform teşebbüslerine önayak olanlar ise daha ziyade öğretmenlerdir. Ratke, bunların en tanınmışlarından biridir. [1] “Ratke, Almanya”daki okullarda temelli ıslahat yapmayı düşünüyordu. Kendisiyle beraber aynı devirde yaşayan Çek pedagogu Coımenius ise bütün Avrupa okullarında temelli yenilik yapmayı düşünüyordu.
“Ratke, Hollanda”da Orange prensine başvurarak bütün Hollanda okullarını ıslah etmeye hazır olduğunu bildirdi. Bunun büyük ve geniş teklifine karşı prens, Lâtince öğretim metodu hakkında bir eser yazmasını kendisine teklif etmişti. Ratke, bu cevap karşısında biraz kırılmış olarak Almanya”ya geri döndü.
“Almanya”da birçok tanınmış adama başvurmuş ve 1612 yılında bütün alman okulları için yeni bir öğretim metodu kitabı yazmıştı. Bu eserde şu noktalar göze çarpmaktadır:
1. İbranice, Yunanca, Lâtince”nin veya herhangi bir yabancı bir dilin gerek çocuklar ve gerek yetişkinler tarafından az zamanda ne suretle öğrenileceği gösterilmektedir.
2. Bir okulda bilimlerin ne şekilde öğretileceği anlatılmaktadır.
3. Bir devlet için tek dil, tek din ve tek idare şeklinin ne suretle mümkün olacağı açıklanmaktadır.
“Bu eserinden sonra birçok küçük krallar ve dukalıklar yeni metodun incelenmesini uygun bulmuşlar ve bu maksatla bazı bilginleri bu işe memur etmişlerdir.
“Bilginler, Ratke”nin öğretim metodu hakkında olumlu rapor vermişlerdi. Bazıları Ratke”nin eserine fazla ilgi göstermiş ve onun teklif ettiği metoda göre ders kitapları yazmışlardı. Bazıları devlet adamlarına tavsiyelerde bulunarak Ratke, bundan çok memnun kalmış ve Frankfurt”a gelerek okulunu açmıştı. Yeni açtığı okulda uzun zaman alışamadı. Din meselelerinde düşmanları çoktu. Ayrıca kendisi de asabi ve geçimsizdi. Tartışmalarda en sonra söylenecek sözleri peşin söyler ve bu yüzden birçok kimseyi kendinden uzaklaştırırdı. Türlü hilelere ve iftiralara başvuran düşmanları kendisini okuldan uzaklaştırmışlardı.”
Ratke, bu projesini Avrupa”nın birçok kralları ile görüşerek uygulamak istedi ise de neticede başarılı olamadı. Son olarak bir Alman dukası papazların da teşvikiyle Ratke”yi tutuklanmışsa da buradan kurtulduktan sonra rahatsızlandı ve hayatını kaybetti.
Ratke, görüşlerini ayrıntılı olarak kimse ile paylaşmamış, paylaştıklarından ise yayımlanmasını istememiştir. Bu nedenle metotları hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Bununla birlikte elde edilen bilgilere göre şunları söyleyebiliriz:
“Ratke, ilk önce uygulanmakta olan öğretim şekillerine hücum etmekteydi. Dil öğretiminde ezbercilik sıkıcı ve fena bir metottur. Okullarda Lâtinceyi diğer dilerden üstün tutmak, ona göre doğru değildir. Tersine olarak okullarda Lâtince yerine yunanca İbraniceyi programlara almalı ve bunlar üzerinde daha fazla durmalıdır.
“Sonra anadiline karşı gösterilen kayıtsızlığa son verilmelidir. Düşünülmelidir ki bilimlerin nesilden nesle geçmesine yarayan en iyi vasıta, yabancı diller değil, anadilidir. Kaldı ki çocuk anadilini kolay anlar, kolay ilerler. Mamafih anadilini gelişigüzel öğretmek doğru değildir; bunu da bir metoda bağlamak lazımdır. Öğretim metodu başlı başına bir sanattır. Buna didaktik adı verilir.[2]
 “Didaktik sayesinde bir öğretmen ders vermek maharetini kazanır. Didaktik yalnız anadilinde değil her derste kullanılmalıdır. Öğretim metodu, öğrenmeyi kolaylaştırır ve zamanı kısaltır. Öğretim metodu sayesinde çocuğa bir dili günde 2-4 saat öğretmek şartıyla yarım yılda ve en çok bir yılda anadili gibi konuşmaya ve yazmaya muvaffak olabilir. Umumiyetle öğretim metodu sayesinde bilimler kolay öğrenilir ve bilimlerden daha çok fayda sağlanır. [3]
“Rakke”nin gözünden bile kıskandığı öğretim metodunda acaba ne gibi yenilikler, ne gibi teklif ve tavsiyeler vardır? Bunları aşağıda sırasıyla toplu olarak gösteriyoruz:
“1. Her şey bir intizama bağlanmalı, öğretim, tabiatın gidişini izlemelidir; yani öğretimde kolayca, bilinenden bilinmeye, yalınçtan bileşiğe doğru gitmelidir.
2. Bir defada çocuğa bir şeyden fazla şey öğretmemelidir; yani yalnız bir ders öğretmekle yetinmelidir.
3. Öğretilen bir şeyi çok defa tekrar etmelidir.
4. Her şey önce anadilinde öğretilmelidir.
5. Her şey baskısız öğretilmelidir, yani çocuğun bilgisi az olursa onu korkutmamalı ve dövmemelidir. Öğretmenin vazifesi yalnız ders vermektir. Çocuğun eğitimiyle eğitmen uğraşmalıdır.
6. Hiçbir ders mihaniki olarak ezberletilmemelidir.
7. Her şeyde birlik gözetilmelidir; yani öğretim metodu, ders kitapları ve ders kuralları birbirini bozacak surette zıt olmamalıdır.
8.Öğretimde ilkönce misallerle bir şeyi açıklamalı, ondan sonra ana kuralları sonra okumayı ve en sonra dil bilgisi öğretilmelidir.
9. Her şeyi tecrübeden, görgüden geçirmeli ve gösterilen şeyleri parça parça öğretmelidir.
10. Çocuklar, eğitmenler tarafından değil, gözetleyiciler tarafından dövülmeli ve cezalandırılmalıdır.
11. Bilimler iki şekilde öğretilmelidir: İlk önce kısa kavramlar halinde ve ondan sonra geniş ve ayrıntılı şekilde.”
Ratke, açtığı okullarda bu prensiplerini uygulamaya çalışmıştır. Onun açtığı okul üç kısımdan ibaretti:
“1. Üç sınıftan ibaret olan Alman Okulu: Buna da erkek ve kız öğrencilere bir öğretmen ders vermekteydi. Bu kısmın amacı, çocuklara anadilinde gerekli olan bilgi ve maharetleri kazandırmaktı. diğer kısımlara girmek için bu kısmın derslerini bilmek lazımdı. Okutulan başlıca dersler okuma, yazma, Almanca, din ve ilâhiydi. Kuvvetli görülen öğrencilere ayrıca aritmetik dersi gösterilirdi ve bu da isteği bağlıydı.
2. Lâtince sınıflar.
3. Yunanca sınıflar.”
Lâtince kısmında okuyanlar, biraz Lâtince öğrendikten sonra hemen Lâtince okumaya başlardı. Okuma parçalarından ahlâka zararlı olan kısımlar çıkarılırdı. Mamafih okumaya geçmeden önce okunacak Lâtince paranın almanca tercümesi tekrar ve tekrar çocuklara okutulurdu. Bu tekrarlardan sonra ancak Lâtince okumaya geçilirdi. Okunan parçalar çok vakit bir eserdi. Eserler arasından da komediler diğerlerinden üstün tutulurdu.
“Okunan bir eser haftanın sonunda kısa olarak ve yedinci haftadan sonra bir kere daha tekrar edilirdi. Çocukların kendi evlerinde birbiriyle Lâtince konuşmalarına ayrıca önem verilirdi.
“Okulda çocuklara birçok atasözleri ve değerli cümleler ezberletilirdi. Bundan sonra dilbilgisine geçilirdi. Önceden okunan parçalar ve eserler bir kere daha tekrar okunur ve her okundukça gramer incelemeleri yapılırdı.
“Çocuklara ilkönce Lâtinceden Almancaya tercümeler yaptırılırı. Bunda iyice başarı gösterdikten sonra Almancadan Lâtinceye tercüme yapılabilirdi. Yunanca sınıflarında tıpkı Lâtincede uygulanan metoda göre hareket edilirdi. Yunancada en çok okunan eser İncil idi.
Kanat”ın eleştirisi: “Biz burada Ratke”nin dil öğretimini ne şekle soktuğunu gördükten sonra onun kurmuş olduğu okulda başarı göstermemesinin sebebini daha iyi anlamış oluruz. Böyle bir öğretim metodu çocuk psikolojisine asla uygun değildir. Bu metot, dili adeta ruhundan ayırmaktır. Çocuklara bir eseri muhtelif yıllarda tekrar ve tekrar okutmanın ne kadar can sıkıcı olduğunu düşünecek olursak Lâtince veya Yunancayı bu metotla çocuklara sevdirmenin imkansız olduğunu da kolayca anlayabiliriz.
“Demek oluyor ki mezhep kavgalarından başka öğretim metodunda bu can sıkıcı tekrarların başarısızlıkta önemli bir yeri olsa gerektir.
Bundan başka Ratke”nin okulda uyguladığı bir prensip de Fisegor”un kendi hayatında tavsiye ettiği susma şeklidir. Çocuklar ders görürken oturdukları sıralarda hiçbir söz söylememek şartıyla öğretmenlerini dinlemek zorunda idiler. Bu da çocuk psikolojisinin alfabesini bilmemekten başka bir şey değildir.
“Buraya kadar açıkladığımız noktalardan faydalı olanları da yok değildir. Binaenaleyh aşağıda Ratke”nin uyguladığı prensiplerin faydalı ve zararlı olanlarını bir kerede kısa ve toplu olarak göstermek elverişli görülmüştür.
“Ratke”nin pedagojisinde faydalı gördüğümüz başlıca noktalar şunlardır:
1.Ratke, kendi zamanına kadar okullarda uygulanmakta olan öğretim metodunun zararlı cihetlerini görmeye muvaffak olmuştur.
2. Anadilini programa sokmuş ve dersleri anadili ile öğretmiştir.
3. Öğretimde ve ders kitaplıklarında birliğin lüzumunu anlamış ve bunun üzerinde durmuştur.
4. Öğretimde tümevarım metodunu faydalı olarak uygulamıştır.
Zararlı noktalar şunlardır:
1. Çocukların kendi kendine etkin olmasına değer vermemiştir.
2. çocukları sınıfta hiçbir söz söylemeden dinlemeye zorlamıştır.
3. Lüzumsuz tekrarlarla konuları ve dersleri sevimsiz bir hâle sokmuştur.
4. Ders konularında değişiklik aramak lüzumunu duymamıştır.
5. Öğretimle eğitimi birbirinden ayırmış, öğretmenleri sadece ders veren bir âlet yerine koymuştur.”
Yazarın notu
Buraya kadar fikirlerini paylaştığım ve açıkladığım pedagog ve filozoflar arasında doğrusu ve yanlışı ile derinliği en fazla ve somut teklifleri olan Ratke”nin görüşleri budur.
Onun görüşlerinden birçoğu bugünkü eğitim anlayışında ve uygulamalarında bire yer bulmuştur.





[1] Tırnak içindeki yazılar Kanat”a aittir.
[2] Yani, metotların etkili bir şekilde sanatkârane kullanımına didaktik denir.
[3] Kanat”ın notu: “Ratke, kendi öğretim metoduna uygun kitaplar yazmayı da çok önemli görmüş ve bunun için çalıştığı okullarda bir basım makinesi elde etmeğe çalışmıştır. Bu lüzum yerindedir ve pedagoglar uzun zaman bu fikri müdafaa etmişlerdir. O zamanın okulcuları ve pedagogları yeni bir teşkilat kurdukları, yeni bir öğretim metodu uygulamak istedikleri zaman mutlaka yeni kitaplara ihtiyaç duymuşlar ve hemen bir basımevi kurmaya çalışmışlardı Okulda öğrenci kitaplarının lüzumlu bir araç olduğu muhakkaktır. Fakat metot demek, acaba kitap mı demektir? Her şeyi öğrencinin elindeki kitaplara göre ayarlamak, öğretmenlere çok zaman çocukları tanımak sanatını unutturur ve çocukların yeteneklerine kayıtsız kalmayı gerektirir. s 293.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

JAN AMOS COMENİUS (1592-1670)

JAN AMOS COMENİUS (1592-1670) Döneminin önemli düşünürlerinden biridir. Önemi ise, birçok fikrinin günümüzde bile uygulanabilir olmasıdır. Lâtince ve ilahiyat tahsil etmiş. Eğitimdeki aksaklıkları görmüş ve düzeltmek istemiştir. Birçok ülke ve şehir dolaşmış, birçok okulda öğretmenlik ve hayatının son döneminde papazlık yapmıştır. Bacon, Ratka ve Vives”in etkisinde kalmıştır. İngiltere”, İngiliz okullarını ıslah etmek üzere davet edilmiş, burada bütün bilimleri bir araya toplayacak bir ansiklopedi (pansofi) yazmak istemişse de başarılı olamamıştır. “Comenius, muhtelif işlerde çalışmış ve muhtelif problemler üzerinde kafa yormuştu. İlk önce papaz sıfatıyla mezheplerin ortadan kaldırılmasına gayret etmişti. Mezhep savaşları ile Avrupa”nın tam bir sefalete ve fakirliğe düştüğünü gören Comenius, bu işin çok önemli olduğuna kanaat getirmişti. Fakat sakin bir hayat yaşayamadığı ikide birde göç etmek zorunda kaldığı için bu idealini gerçekleştirmeye muvaffak olamamıştı.  Bereket ...

MONTAİGNE"nın eğitime ilişkin görüşü.

MİCHEL MONTAİGNE  1533-1592 Fransız edibi ve Rönesans filozofu. Görüşlerini dilimize de çevrilen Denemeler (Essais) adlı eserinde toplamıştır. Denemeler isimli bu eser dilimize çevrilmiştir. “Denemeler isimli eserinde hayata yakın ve çocuğun tabiatına uygun bir eğitim tarzını savunmuş, devrinin Latin okuluna ve bu okulda uygulanan korkunç ezberciliğe, ölü bilgilere ve otoriteye dayanan sert ve katı eğitim anlayışına karşı çıkmıştır. [1] “Bunun yerine serbest şekilde karşılıklı konuşmayı öğretim metodu olarak tavsiye etmiştir. Buna rağmen o da eski dillerin öğretilmesinden vaz geçmemiş, yalnız canlı mükâleme alıştırmalarıyla basitleştirmelerini ve kolaylaştırmalarını istemiştir. [2] Beden eğitiminin eğitsel değerini bilhassa belirtmiştir. Aile ocağını çocukların eğitimi için elverişli bulmamakta, hakiki terbiyenin eğiticilerle çocukların bir arada bulunmaları sayesinde mümkün olabileceğini ileri sürmüştür” (R.G. Arkın, s.318). “Eserinin yirmi beşince bölümünde, köksüz ve ...

Medeniyeti oluşturan unsurlar

Medeniyeti oluşturan unsurlar Bugün ulaştığımız medeniyet seviyesine ulaşmamız en başından itibaren 70-80 bin yıllık insanlık macerasının eseridir. Medeniyetin oluşturulmasında insanın iç ve dış dünyası olmak üzere iki ana unsurdan söz edebiliriz: İç dünya unsurları: zekâ/akıl ve içgüdüler Bu maceranın en başında konuşma anlamında dilin oluşmuş olması gelir. Tabiîdir ki dilin oluşması için insanın doğuştan getirdiği aklını/zekâsını kullanabilmesi gerekir. [1] İnsan ve diğer canlılar doğarken zekâ ile birlikte içgüdülerle ve reflekslerle de donatılmıştır. Refleksler, bir canlının hayatını devam ettirebilmek için kullandığı bilinçdışı davranışlardır. Canlının kendini koruması yönünde etkinliği vardır. Başka bir söyleyişle canlıyı tehlikeye karşı koruyan bilinç dışı etkinliklerdir. Bunlar öğrenilmez ve hatta eğitilemez. İçgüdüler de doğuşla gelir ve kişiyi amaçlı ve bilinçli etkinliklere yöneltir. İçgüdülerin en temel özelliği insanlarda ve bazı hayvan türlerinde eğitileb...